Ala gözlerini sevdiğim dilber, Göster cemalini görmeye geldim. Şeftalin derdime derman dediler, Gerçek mi sevdiğim sormaya geldim... Gündüz hayallerim gece düşlerim, Uyandıkça ağlamaya başlarım, Sevdiğim üstünde uçan kuşların, Tutup kanatların kırmaya geldim... Senin aşıkların gülmez dediler, Ağlayıp yaşını silmez dediler, Seni bir kez saran ölmez dediler, Gerçek mi efendim sarmaya geldim... Senin işin yiyip içmek dediler, Yaran ile konup göçmek dediler, Göğsün cennet koynun uçmak dediler, Hak nasip ederse görmeye geldim... Mayıl oldum senin ince beline, Canım kurban olsun tatlı diline, Âşık olup senin hüsnün bağına, Kırmızı güllerin dermeye geldim... Karac'oğlan der ki: İşin doğrusu, Gökte melek yerde hüma yavrusu, Söyleyim ben sana sözün doğrusu, Soyunup koynuna girmeye geldim.

KARACAOĞLAN (1606 - 1702)


Karacaoğlan'ın yaşamıyla ilgili kesin bir bilgi yoktur. Yaşamı hakkında araştırma yapanlar, Akşehirli Ahmet Hamdi Efendi'nin hatıra defterini kaynak göstermektedir. Hamdi Efendi, Varsak köyünde 1876 da hatıra defterine şu satırları yazmıştır:
"Malum ola ki Karacaoğlan Varsak karyesinde dünyaya gelüp babası Türkmen aşiretinden Kara İlyas, fakir-el hal olmağla sayd-ü şikarla taayyuş eder olup 1013 (M .1604) tarihinde Kozan dere-beylerinden Hüsam Beyin sayıl namıyle tut-kap asker devşirdiği hengamda İlyas dahi tutulup götürülerek orada gaip olduğu için lakapları Sayıloğlu kaldığı ve el- yevm karyei mezbur hanedanı Sayılzade Mehmet Efendi'den anlaşılmıştır. Karacaoğlan'ın ismi Hasan olup öksüz büyümüş. Vechen karayağız ve fakir çocuğu olduğu için buna Karacaoğlan denülüp böylece anıldığı. Karacaoğlan delikanlı iken munis ve zeyrekliği hasebiyle ol vaktin karye ağalarından serdengeçti Osman Ağa Karaca Oğlan'ı evlatlık şekliyle diğer fakir bir aile kızıyle teehhül ettirmiş ise de kız hor ve çirkin olduğundan Karacaoğlan babası gibi Sayıl askerliğine tutulacağını anlayup yirmi dört yaşında Varsak'tan firar-la mekanın gaip ederek, encam Maraş'ta Zülgaroğlu (Zülkadir olacak) Hüsam Bey' in himayesinde altı sene teehhül ümidiyle kalıp, teehhül ümidi münkesir olunca ora-dan müfarekatla yine geşt-i diyara başlayıp on dokuz sene sonra vatanına gelmişse de fazla barınamayıp elli beş yaşında Tarsus tarikıyla tekrar geşt-i diyara der-ban oldu-ğu".
Karacaoğlan'ın doğum tarihini 1606 olarak kabul eden araştırmacılar, ölüm tarihinde anlaşmazlığa düşmüşlerdir. Akşehirli Ahmet Hamdi Efendi, Karacaoğlan'ın 96 yaşında öldüğünü yazmıştır. Kendisinin Güney Anadolu'da yaşayan Türkmen aşiretinden olduğu daha doğrusu İçel'li olduğu muhakkaktır. Şiirlerinden anlaşıldığı kadarıyla kendisi pek çok yer gezmiş, aşkı ve tabiat sevgisini yaşadığı hayatı, çağının konuşma dili ile öz türkçe olarak işlemiş ve anlatmış bir halk şairidir. Nereli olduğu üstüne değişik görüşler öne sürülmüştür. Bazıları Kozan Dağı yakınındaki Bahçe ilçesinin Varsak (Farsak) köyünde doğduğunu söylerler. Bazıları da Osmaniye ili Düziçi ilçesinin Farsak köyünde doğduğunu söylerler*. Gaziantep'in Barak Türkmenleri de, Kilis'in Musabeyli bucağında yaşayan Çavuşlu Türkmenleri de onu kendi aşiretlerinden sayarlar. Bir başka söylentiye göre Kozan'a bağlı Feke ilçesinin Gökçe köyündendir. Batı Anadolu'da yaşayan Karakeçili aşireti onu kendinden sayar. Mersin'in Silifke, Mut, Gülnar ilçelerinin köylerinde, o yöreden olduğu ileri sürülür. Bir menkıbeye göre de Belgradlı olduğu söylenir. Bu kaynaklardan ve şiirlerinden edinilen bilgilerden çıkarılan, onun Çukurova'da doğup, yörenin Türkmen aşiretleri arasında yaşadığıdır.
Adı bazı kaynaklarda Simayil, kendi şiirlerinden bazısında ise Halil ve Hasan olarak geçer. Akşehirli Hoca Hamdi Efendi'nin anılarına göre Karacaoğlan yetim büyüdü. Çirkin bir kızla evlendirilmek, babası gibi ömür boyu askere alınmak korkusu ve o sıralarda Çukurova'da derebeyi olan Kazanoğulları ile arasının açılması sonucu genç yaşta gurbete çıktı. İki kız kardeşini de yanında götürdüğünü, Bursa'ya, hatta İstanbul'a gittiğini belirten şiirleri vardır. Yine bu şiirlerinden anlaşıldığına göre, Bursa'da ev bark sahibi oldu, evlat acısı gördü. Anadolu'nun çeşitli illerini gezdiği, Rumeli'ye geçtiği, Mısır ve Trablus'a gittiği de sanılıyor. Yaşamının büyük bir bölümünü Çukurova, Maraş, Gaziantep yörelerinde geçirdi.
Karacaoğlan, içten ve sade sözleriyle kendini öyle bir sevdirmiştir ki; 1625 yılından bugüne kadar unutulmamıştır. Gelecek kuşaklar da onu unutmayacaktır. Sebebi de ağdalı bir dil olan İstanbul Osmanlıcası yerine, Anadolu'da halkın günlük konuşma dili olan Türkçeyi kullanmasıdır. Karacaoğlan'ın halk dilini kullanması, halkın da ona sahip çıkmasına neden olmuştur. Karacaoğlan'ın halk arasında bu kadar sevilmesi, zamanın ünlü şairlerini bile kıskandırmıştır.
Benim çocukluğumda, "Karacaoğlan'la Karakız" gibi kitaplar çok satılır, çok okunurdu. Karacaoğlan şiirleri nesilden nesile türkülerle aktarılan bir nevi sözlü edebiyat olmuştur. Yaşlılarımız, Karacaoğlan'ın bir kaç şiirini ezbere okurdu. Anadolu'nun bazı köylerinde, Karacaoğlan'ın bir şiirini dahi ezberleyip okuyamayana kız bile vermezlerdi. Bu yazıyı 30 Ekim 1990 tarihinde Karacaoğlan için yazdığım bir şiirle bitiriyorum:

KARACAOĞLAN

Asırlara sığmaz ünü,
Çağlar aşar Karac'oğlan.
Her şiiri bir türküdür,
Halkla yaşar Karac'oğlan.

Curasını alır ele,
Bülbül gibi gelir dile.
Hiç bitmeyen bir aşk ile,
Dolup taşar Karac'oğlan.

Ala gözlü dilber için,
Yanar durur için için.
Gönül güzel sever, niçin?
Sorup şaşar Karac'oğlan.

Hak'tan gelen emre uyar,
Güzellikten hep haz duyar.
Dolaşır o diyar diyar,
Dağlar aşar Karac'oğlan.

Kar yağınca Elif diye,
Ak gerdanda zülüf diye,
Türkü okur sevgiliye,
Aşkla coşar Karac'oğlan.

Her güzele kul olsa da,
Yine sever dul olsa da.
Padişah kızı olsa da,
Alıp, boşar Karac'oğlan.

Dertlenince durgun olur,
Feleğine kırgın olur.
Sevdiğine vurgun olur,
Yâre koşar Karac'oğlan.

Zeki Çalar


POPÜLER YAYINLAR

EMEĞE SAYGI

Bu site için harcadığım emeği saygı duymak istiyorsanız, bu sitede verilen bilgileri kendi sitelerinizde kullanırken lütfen
adresini kaynak gösteriniz.



Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı